Sik Kullanilanlara ekle Anasayfan Yap Videolar
Dini hikayeler, Gercek Hikayeler, hikaye ekleme, Erotik hikayeler, Odev, Saglik, Kim, Kimdir, nedir hepsi Burada

07 Kasım 2008

Unlu Olmanin Yolu

Kategori: Hikaye — admin @ 15:03

Emekli ilkokul öğretmeniydi. Bir ay kadar önce “Azmi film”e bir senaryo
götürüp bırakmıştı. Azmi filmin sahibi o suratsız adam da rafları
göstererek, “Bak,” demiÅŸti, “her yer senaryo dolu. Okumaya bile zamanım yok.
Ama yine de senaryonu bırak, şu kağıda da adresini, telefonunu yaz,
senaryona iliÅŸtir. Ben seni ararım.”

Bir hafta sonra nedense aramıştı: “Hemen gel, görüşelim,” demiÅŸti.
Bunun üzerine gitmişti emekli öğretmen. Azmi filmin sahibi bu defa
kendisini oturtmuÅŸ, çay söylemiÅŸ ve “senaryonun dışında birÅŸey yazıp
yazmadığını” sormuÅŸtu. O da bir aÅŸk romanının bulunduÄŸunu, ancak hiçbir
yayınevinin bunu basmaya yanaÅŸmadığını anlatmıştı. Azmi filmin sahibi de, “hemen
romanını al, gel,” demiÅŸti, “bir bakayım.”

Evi Taksim’deydi. Bir koÅŸu gitmiÅŸti evine emekli öğretmen. Hemen alıp
gelmişti romanını, heyecan içindeydi, ancak ne olduğunu kestiremiyordu.
Romanı uzattığında Azmi filmin sahibi, ” Sen ÅŸimdi git, ben seni
ararım,” demiÅŸti.

Şimdi de Azmi bey telefon etmiş ve derhal gelmesini, görüşmeleri
gerektiğini söylemişti. Emekli öğretmen, Beyoğlu İstiklal caddesine geldi.
YeÅŸilçam Sokağına girdi. Eskiden Fatma Girik’e ait olan Girik Hanın
ikinci katına çıktı. Azmi filmin kapısını tıklattı. Kapıyı getir götür
işlerine bakan genç açtı. İçeri buyur etti.

Azmi bey kendisine oturması için yer gösterdi ve “Bak hocam,” dedi.
“Ben senaryoyu çekmeyeceÄŸim. Kitabını da basmayacağım. Åžu anda elimde
başka filmler var. Onları çekiyorum. Kitabına gelince, ben zaten yayıncı
değilim. Sadece ikisi de çok hoşuma gitti. İleride belki bunları film
yapabilirim. Ancak, piyasa çok durgun, zaten işler berbat! Sen de
emeklisin, üçbeÅŸ kazanmak istersen bana bırak, yoksa al git!” demiÅŸti camdan
dışarı bakarak.

Emekli öğretmen zaten kitabı bastıramıyordu. Senaryo için yüzüne bakan
yoktu. “Kaç para verirsin,” demek geldi içinden. Utandı, gururuna
yediremedi. Azmi filmin sahibi kendisine önceden hazırlanmış matbu bir belge
uzattı. Burada kitabı ve senaryoyu başkasının yazdığı, kendisinin de
sadece tashih işinde çalışarak yardım ettiği ve mukabilinde boş
bırakılmış miktar parayı karşılık olarak aldığı yazılıydı. Ayrıca kitap ile
senaryoyu yazanın adı bölümü de boş bırakılmıştı. Azmi bey o zamanın parası
beş milyarı kendisine uzatmıştı. Doğrusu para fena değildi. Almayıp ta
ne yapacaktı, varsın ad başkasının olsundu, bu çok mu önemliydi? Bir
başka kağıtta da, tashih işlerinde çalıştığı film şirketinin aleyhine bir
basın açıklaması yaptığı takdirde aldığı paranın on katı cezai müeyyide
uygulanacağı belirtiliyordu. Bu kağıdı da imzaladı. Ayrıca şirketin
böyle bir açıklama vukuunda limitsiz tazminat hakkını da peşinen kabul
ediyordu. Geçim sıkıntısı çekiyordu, bütün şartları kabul etti.

Kalkarken Azmi bey sık sık uğramasını ve ileride kadrolu senarist
olarak onunla çokiyi işler yapacaklarını belirtti ve el sıkışarak ayrıldı
bürodan.

Emekli öğretmen dışarı çıkınca Azmi bey ünlü bir işadamını aradı.
“Saygılar beyefendi,” dedi. ” AÅŸk romanı tamam. Senaryo da tamam…Filmin
çekimine hemen baÅŸlamak üzere emirlerinizi bekliyorum!”

Telefonun öteki ucundaki ünlü iÅŸadamı da, ” Kitabı hemen bana gönder.
Film hazırlıklarına başla. Başlangıç için yüz milyar gönderiyorum.
Teferruatı müdürümle konuÅŸursun,” dedi.
Azmi bey, ” Emredersiniz beyefendi!” dedi. Bu film iÅŸini tv’de dizi
yapacak ve trilyonlar vuracak, devamını emekli öğretmene yazdıracaktı.

Ünlü iÅŸadamı telefonu kapadıktan sonra metresini aradı: “Canım, isteÄŸin
oldu, romanın hazır, yayınlayacak gazete hazır, bir reklam yaptıracağım
ki sen bile şaşacaksın. Bu bomba patlarken tv için dizi filme
baÅŸlayacaksın ve bir numara olacaksın. Hadi akÅŸama…”

Bu piyasa böyleydi. Kadın cüzdandan, sevgili bir metres, gazete bol
sıfırlı reklam ücretinden, tv ücretsiz bir dizi kazanmaktan yararlanacak
ve herkes mutlu olacaktı. Alan razı, satan razı…Böyle dönerdi
iÅŸler…Ve bütün giderler de holdingin eÄŸitim hizmetlerine katkı fonundan
gösterilmek suretiyle vergiden düşecekti, gerçekte kayıp hazinenin olurdu,
kimin umurunda, iÅŸler tıkırında tekerlemesi döner dururdu…DiÅŸlinin
çarkları sımsıkı kenetlenmişti ve çark böyle dönüyordu, uyum sağlayamayan
giderdi, bu kadar basit…

Bir süre sonra ünlü bir gazetede ünlü bir aktristin romanı yayınlandı.
Ardından bu romana aynı emekli öğretmen bir şiir yazdı ve şiir de aynı
ünlü aktrist hanımın şiiri diye lanse edildi ve birisine siparişle
beste verildi ve beste ünlü bir şarkıcı tarafından kasete okundu, aynı
müzik filme uyarlandı. Böylece şöhreti tükenmek üzere olan biri yeniden
dirildi ve şuh kadın, şık kadın, romancı kadın, şair kadın, senarist kadın
ünvanlarına da sahip oldu. Bu ünlü kadın kim mi? Biraz düşünün belki
hafızanızın bir yerlerinde küçücük bir iz kalmıştır.

Emekli öğretmen mi ne oldu? Azmi beyin kadrolu senaristi oldu. Emekli
maaşının en az beş katını, bazan onbeş katını ayda kazandı. Ama hep
kendi eserlerinin arkasından bakakaldı. Hep o yazdı, ad başkalarının
oldu…

Arada rakısını yudumlarken iki damla yaş süzülüyordu yanaklarından ama
ne yapsındı, bu iÅŸler böyle dönüyordu…

• • •

 

Seytan

Kategori: Klasik Hikayeler — admin @ 15:01

Bir gün şeytan büyük bahçeli, koskoca bir malikaneye
girmiş.Merdivenleri çıkmış. Bir kuzu görmüş.Kuzunun
boynunda bir ip varmış. Şeytan ipi çıkarmadan sadece
biraz gevÅŸetmiÅŸ.Kuzu ipin gevÅŸemesiyle hareket etmeye
başlamış ve malikanenin önünde bulunan aynayı görmüş.
şaşırınca bir hamle yapıp aynayı kırmış.

Çıkan gürültüye evin hizmetçisi gelmiş.
“Sen ne yaptın? Ben ÅŸimdi burayı nasıl temizliyeceÄŸim.
Evin beyi bunu duyunca kesin beni kovar,” demiÅŸ ve
kuzuya bir tekme atmış.Kuzu merdivenlerden düşünce ip
yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu öldürmış.

Bu sırada evin uşağı gelmiş.Neler olduğunu sormuş.

Kadın anlatınca “Bunu nasıl yaparsın? Bey ÅŸimdi
ikimizi de kovacak.O kuzu onun için çok deÄŸerliydi.”
demiş.Ve hafifçe kadını itmiş.

Kadın dengesini kaybetmiş ve merdivenlerden düşüp
boynunu kırmış.Sesi duyunca evin hanımı gelmiş.Olanları
öğrenince sinirlenmiş.

Tam uÅŸağı dövmek için usaÄŸa yaklaşırken uÅŸak “Lütfen
beni bağışlayın ve beni kovmayın” diyerek diz çökmüş.

Uşağın üstüne hızla gelen kadın ise ona çarpıp
merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş.Evin beyi gelip de
olanları dinleyince belinden silahı çekip uşağı vurmuş.
Sonra kendi kendine “Eyvah ben ne yaptım? Bir kuzu,
aynanın kırılması ve sevmedigim karım için elimi kana
bulamaya, katil olmaya deÄŸer miydi?”demiÅŸ ve silahı
çekip bir kurşun da kendine sıkmış?.

Bütün bu olanları bir kenardan izleyen şeytansa
sırıtarak “Ben hiç birÅŸey yapmadım ki. Sadece acıyarak
kuzunun boynundaki ipi gevÅŸettim, o kadar…” demiÅŸ

• • •

 

Lao tozu

Kategori: Hikaye — admin @ 15:00

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama
Kral bile onu kıskanırmış… Öyle dillere destan bir beyaz atı
varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin
tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

“Bu at, bir at deÄŸil benim için; bir dost, insan
dostunu satar mı” dermiÅŸ hep. Bir sabah kalkmışlar ki,
at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak,
bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala
satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.
Åžimdi ne paran var, ne de atın” demiÅŸler…

İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiÅŸ.
“Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu.
Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.
Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı?
Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.
Arkasının nasıl geleceÄŸini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş….
Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.
Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.
“Babalık” demiÅŸler, “Sen haklı çıktın. Atının
kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu
oldu senin için, ÅŸimdi bir at sürün var..”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz”
demiÅŸ ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.
Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini
henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.
Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz
kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”

Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler
ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmiÅŸler…
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan
ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış.
Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman
yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.
“Bir kez daha haklı çıktın” demiÅŸler.

“Bu atlar yüzünden tek oÄŸlun, bacağını uzun süre
kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.
Åžimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın”
demiÅŸler. İhtiyar “Siz erken karar verme
hastalığına tutulmuÅŸsunuz” diye cevap vermiÅŸ.

“O kadar acele etmeyin. OÄŸlum bacağını kırdı.
Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba
ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde
gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu
ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan
bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler,
ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri
askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın
kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya
öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmiÅŸler… “Gene haklı
olduÄŸun kanıtlandı” demiÅŸler. “OÄŸlunun bacağı kırık
ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler,
belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının
kırılması, talihsizlik deÄŸil, ÅŸansmış meÄŸer…”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiÅŸ,
ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez.
Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda,
sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih,
hangisinin ÅŸnssızlık olduÄŸunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

“Acele karar vermeyin.
Hayatın küçük bir dilimine bakıp
tamamı hakkında karar vermekten kaçının.
Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi,
dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl,
insanı daima karara zorlar.
Çünkü gelişme halinde olmak
tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.
Oysa gezi asla sona ermez.
Bir yol biterken yenisi baÅŸlar.
Bir kapı kapanırken, başkası açılır.
Bir hedefe ulaşırsınız ve
daha yüksek bir hedefin hemen
oracıkta olduÄŸunu görürsünüz.”

• • •

 
Sonraki Sayfa »


35 Sayfa: [1] 2 3 4 » ... Son Sayfa »
hikayeler Hikaye hikayeler
site ekle